Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?

Allah müminler olarak Kur'andan nasibimizi arttırsın.

0
3911
Kur'an'da çelişki yoktur.

Kur’an’ı doğru anlamak

Kuranı anlamak için neler yapmalıyız? Kuranı anlamak için arapça öğrenmek şart mı? Kuranı anlamak ve yaşamak hedefini nasıl birleştirmeli, Kuranı nasıl okumalıyız? Bunlar hayatımızın en temel, en paha biçilmez soruları ve sonsuz saadetimizin tek erişim yoludur: Zira Kuranı Kerim, Peygamberimizin asm Rabbimizden bize getirdiği, sonsuzluğumuzun tüm maceralarını ve kurtuluşumuzun gerektirdiği yüce ahlakı bize öğreten bir mektuptur.

Peki Rabbimizin bize ne buyurduğunu nasıl doğru anlayacağız? “Kur’an’ı ben böyle anlıyorum.” deyip değişik yorumlar getiren ilahiyatçılar var. Meallerde, tefsirlerde çok farklı ifadeler var. Mezhepler arasında dahi Kuranı küçük veya büyük ciddi anlama  farklılıkları var. Kuranı doğru anlamak için Arapça öğrenmek şart mı? Kuranı kendi kendimize anlayamaz mıyız? Birisi Kuran adına kafa kesiyor, öteki işlediği faize veya zinaya dini alet edebiliyor. Kimisi Kuranda çelişki olduğunu iddia ederken, kimisi aksini ispatlamaya çalışıyor. Bir hocayı dinliyoruz başka, öbür hocayı dinliyoruz daha başka! Hepsi de ben hakkım, aksini düşünen batıl iddiasıyla konuşuyor. Hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayacağız?

Aziz müslüman! Bu ahir zamanın feci fitnelerinde boğulmaktan kurtulmak ve yüce Yaratan’a canını tertemiz teslim etmek istiyorsan, aşağıdaki maddeleri iyi kavra:

1-Kuranı doğru anlamak ve doğru yaşamak her müminin kendi görevidir. Kıyamet günü herkes en detayına kadar her yaptığından ve de Kurandan sorguya çekilecektir. “Kur’an, senin için de kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf, 43/44) buyurdu yüce Yaradan.

Bu ayet gösteriyor ki kıyamet günü hiç kimse, “ben kuranı okumadım, anlamadım, bilmiyordum, filan hocama, cemaatime, mezhebime inandım, filan şeyh, ilahiyatçı veya din alimi beni yanılttı.” diye savunma getiremeyecek. Hiç kimseye, mezhebin, tarikatın, cemaatin nedir, geç denilmeyecek. Kimsenin nüfus cüzdanına bakılmayacak. Kıyamet günüa etiketlerin değil, hayatın, yapılanların, niyetlerin hesabını vereceğiz Rabbimize.

-Cahilliğe sığınmayalım.

2-“Ama ben cahilim, Kuran çok derin bir kitap, kendim anlayamam ki?” şeklinde bir savunma da yapılamayacak. Anlamaya çalıştın mı? Allah aklını kullanmayanları iğrençlik içerisinde bırakacağını bildirdi, aklını kullandın mı? Allah okumayı farz kıldı her mümine, okudun mu? “Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?” (Kamer, 22) ayeti Kuranın bütün akıllara hitap ettiğini bildiriyor. Aklı olmayanın dini yoktur ve Kuranın ebedi kurtuluş için herkesin bilmesi gereken ayetleri, herkesin aklının anlayabileceği netlikte ve sadelikte inmiştir.

3- Öyleyse “Kuranı anlamak için Arapça öğrenmek” şart mı? Öncelikle Rabbimiz Kuranın anlaşılmaksızın okunması için değil, anlaşılması ve yaşanması için indirdiğini bildirmiştir. ”Mesajını anlayabilesiniz diye, Kur’anı Arapça indirdik.” (Yusuf, 2) Kuranın ilk muhatapları Araplar olduğu için kitap onların dilinde inmiştir. Fakat aynı zamanda Kuran bütün insanlığın dini olarak da indirildiğine göre, Anadili olmayan herkesin de Kuranı anlamanın bir yolunu bulması gerekir.

Arapça öğrenmek bu yollardan birisi olabilir. Fakat her mümin Arapça bilmez ve öğrenemez de. Madem ki Allah Kuranı sıradan akılların da anlayabilmesi için sade indirmiştir, müminlerin görevi Kuranı farklı milletlere de anlayabilecekleri dile dönüştürerek kolaylaştırmaktır. Şurası önemli: Kuran’da Allah’ın üslubu benzersizdir, son derece değişiktir ve Kuranı en ini ve en doğru anlayanlar, 14 asır öncesinin kavramlarıyla yaşayan Araplardır. Bugünün Arapçası dahi Kuranın doğru anlaşılmasına yetmez, Kuranın muhakak bir ilimle, dolayısıyla, alimlerin, bilenlerin yardımıyla anlaşılması Araplar için bile artık şart olmuştur. Şu halde müminlerin Arapça öğrenmesi Kuranı doğru anlama yolunda büyük bir adım olsa da yeterli değildir. Kuran üzerinde derin ilmi tahkikatlar yapan ulemanın ise elbette Arapça öğrenmesi gerekir.

Kuranı anlamak için meal okumak yeter mi?

4-Mealleri okuyalım, ama meallerin yanlış anlamaya yol açabilecek çok sayıda Türkçe hatası içerdiğini de unutmayalım. Tıkandığımız yerde meali aşıp tefsire, Arapça’ya kavram araştırmalarına girelim.

Bir küçük örnek vereyim mealden yanlış anlamaya: Allah “Dua edin karşılık vereyim.” (Mümin, 60) (Uduni estecibleküm) buyuruyor. Meallere bakıyorsunuz, dua edin, duanızı kabul edeyim, duanızı isteğinizi yerine getireyim gibisinden manalar verilmiş. İsteği gerçekleşmeyen kişi de, dua ettim kabul olmadı diye düşünüyor. Hani ayete göre dua kabul olacaktı? Tüm bunlar Türkçe’de yanlış kelime kullanılmasındandır.

Güncel dilde kabul demek, istediğini aynen kabul etmek ve yapmak demek. Oysa Arapça’da kabulun kökeni mukabele, karşılık vermek…  Diğer yandan ayette icabet kökünden, cevap vereyim, karşılık vereyim anlamı var. Yani doğru mana, “Beni çağırın, size cevap vereyim.” “Benden isteyin, size karşılığını vereyim.”  “Duanıza  sizin için hayırlı, nimet olan şeyi, zamanı ve şekli bana bağlı olmak üzere takdir edeyim” gibidir.

Kuranı doğru anlamak ve yaşamak için mealini okumak ilk yapılacak şeydir, ama yeterli değildir.  Zira, Kuranın, zamanın belagatli muhataplarına konuşan eşsiz üslubunun tüm yönlerinin hiç bir dile kusursuz çevrilebilmesi mümkün değildir. Kuranın, her mümine gerekli olan iman esaslarını ve buyruklarını herkes aynı şekilde anlamayı başarabilir. Ayrıca Kuranı belli ilkeler çerçevesinde okuyup tahkikle çalışan müminler de, Kuranın her meselesini doğru şekilde anlamayı başarabilirler.

Ümmet Kuranı anlamak için çabalamıyor mu?

“Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?” sorusunu ne olurdu daha çok mümin sorabilseydi! Ne olurdu sahabiler gibi, acaba Rabbimiz bize yüce kitabında ne buyurdu diye heyecanla merak edebilseydik.

Müminler Kuranı fikir birliği içinde anlamıyorlar.  Tefsirciler, hocalar ekrana çıkıp aynı konuda halka farklı farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Doğru bin tane olur mu?

Bu hale düşmekten kurtulmak için samimi bir mücadele vermeli, asla kimsenin kılığına kıyafetine bakmamalı, kandırıcıların aramizdaki en dindarı gibi görüneceği akılda tutulmalı ve Allah’tan Kuranı doğru anlamış yol göstericileri bize buldurmasını yürekten dilemelidir.

-Müminleri dinden ele geçirip sürüklemenin en kolay yol olduğunu bilen ülkelerin yetiştirdiği ajanlar, münafıklar, satın alınmış kişiler din pazarına girmiştir ve islam ümmetini tıpkı hristiyanlar gibi bin parça yapabilmek amacıyla her biri yüreklerimizin baş köşesini kapıp çalışmaktadır.

-Münafıkların, müslüman suretine girip islamı içeriden çökertmeyi amaçlayan Yahudilerin  ve dini siyasete alet ederek iktidar edinmeye çalışmış siyasetçilerin ektiği fitneler en az bin yıl öncesinden tarihimize ekilmiştir ve oradan sürekli çağımıza nüksetmekte, Kuran ile taban tabana zıt itikatlar en sağlam mezheplere sirayet edebilmektedir.

-Peygamberimizden iki asır sonra başlayan hadisçilik akımının içerisine sokulan bir sürü zayıf veya uydurma hadis, Kuran’a aykırılığına bakılmaksızın dinin kaynaklarına dahil edilmiş, o tür hadisleri Kurana değil de, Kuranı o tür hadislere uydurmaya cüret eden din alimleri yüzünden Kuranın çeşitli buyrukları üzerinde çelişik anlayışlar doğmuştur. Kimi samimi ulema, İslama Yahudi kaynaklarından taşınan israiliyata, uydurmalara, yanlış nakil veya çevirilere karşı titiz çalışmalar yapsa da, bunların sistematik bütünlüğü olmamıştır. Ülkelerni dini kurumları siyasetin buyruklarını yerine getirmekten, bu konulara eğilmeye vakit veya cesaret bulamamıştır.

Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?

Kuranı doğru anlamak, yaşamak ve bu sayede ahir zamanın öncü müminlerinin safına katılmak bize nasip olacak mı? Bu nasibe kavuşan çok az insandan biri de siz olabilirsiniz. Yeter ki aşağıdaki hususları titizlikle sahiplenelim:

-Önyargıyı terk edelim ve şunları kabul edelim: “Hiç bir hoca günahsız değildir, kimse Allah’tan vahiy almamaktadır. Allah peygamberler dışında kimsenin yanlış fikrini vahiyle düzeltmemektedir. En saygıdeğer ulema dahil herkesin az veya çok yanlışı vardır. Kimse kimsenin kılı değildir. Bir alimin ilmini diğer alimin ilmiyle kıyaslayabilmek için ikisinden de üstün alim olmak gerekir. Alimleri sakalına cübbesine, şanına şöhretine göre sınıflayan şeytanın oyuncağı olur.”

-Kimsenin fikrine kayıtsız teslim olmayalım. Tarikatların, cemaatlerin, siyasi partilerin, liderlerine tapınılan mekanlara dönüştürülmesine hizmet etmeyelim. Herkese ve bilhassa alimlere saygımız olmakla birlikte Allah ile aramıza hiç kimseyi sokmayalım. “Bizim yolumuzda cihad edip çalışanlara Biz, yollarımızı göstereceğiz.” (Ankebut, 69)  ayetini hatırlayıp Allah’a hep yalvaralım. Vahiy almış gibi kendilerini fırkai naciye zanneden gafillerden olmayalım, Rabbimizden bize doğruların yolunu göstermesini tüm samimiyetimizle istemekten vazgeçmeyelim.

-Asla kibre kapılmayalım. Herhangi bir meseleyi filan büyük alimden daha doğru kavramak bize nasip olabilir. Fakat en büyük felaket, aklıyla herşeyi herkesten iyi ve doğru anladığı zannına kapılıp din üzerinde pervasız tartışmalara girmektir. En derin alimin bile bir şeyi yanlış anlayabildiği yerde bizim gibi çaylaklar haydi haydi yanlış yapabilir, şeytan aklımızı çarpıtabilir. Asla alimlerin çoğuna bulaşan benliği kalbimize sokmayalım. Bu tevazu yanlışımızı çabucak kavrayacak şekilde aklımızın ufkunun açılmasını sağlar, Allah bizi ilim yolunda ilerletir. Nice alim, başka bir alimin yanlışını keşfetmenin getirdiği gururla, başka yerde büyük bir yanlışa düşebilmiştir.

-Hadis kaynaklarında var diye her hadisi Kuran ayeti imişçesine kaynağı ve doğruluğu ispatlanmış mutlak doğru gibi kabul edip, Kurana sadakatlerini çiğnediklerini kavrayamayanlardan olmayalım. Bir hadis adalete, vicdana, basirete, gerçekliğe aykırı geliyorsa, muhakkak onda bir yanlış yön vardır. Bir ayette kafamız ve vicdanımız zorlanıyorsa, muhakkak orada bir çeviri, yorum veya anlama hatası vardır. Derhal şeytandan Allaha sığınalım ve hakikati aramayı sürdürelim.

Kuranı anlamak için usul ilkeleri…

“Kuranı doğru anlamak için neler yapabiliriz?” sorusunun en önemli cevabı, Kuranı Kurana mahsus usul ilkeleriyle okumaktır. Kuranı anlamak için gerekli olan usul ilkelerine dair bir kaç kitap okuyabiliriz. Usul kitapları da mezheplere göre farklılaşabildiğinden, farklı bakış açılarından doğru noktaya ulaşmamız birden fazla kitapla mümkün olur. Usulü kavramadan Kur’anı rasgele anlamlandırmak, yanlış anlamalarda boğar insanı… Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder sözü tecelli eder.

Şu usul inceliklerine dikkat edelim:

1-Allah emirlerini ve bildirimlerini farklı ayetlerde parça parça indirerek tamamlamıştır. Örneğin bir ayette içkinin faydaları da zararları da olduğunu bildirirken, diğer ayette sarhoşken namaza yaklaşmayı yasaklıyor,  başka bir ayette ise içkiyi yasaklıyor. Bu ve benzeri ayetleri birbirinden ve bütünlükten bağımsız ele aldığımız zaman yanlış ve Kurana aykırı mantıksal çıkarımlarda boğulabiliriz. Hepsini bir araya getirdiğimizde ise anlam bütünlüğünü buluruz.

Dolayısıyla, bir meseleyi anlamak için onunla ilgili tüm ayetleri bir araya getirmek ve üzerlerinde toplu düşünmek gerekir. Bunun yolu da da Yunus 100 ayetinin bütün müslümanlara farz kıldığı aklı azami ölçüde eğitmekten, kapsamlı düşünebilen bir akıl geliştirmekten geçiyor. Allah inkarın ve batıllara inanmanın  aklı kullanmamaktan kaynaklandığını bildiriyor, unutmayalım bunu.

2-Kuranın sadece konularına göre ayetleri değil, Kuranın kendisi tamamıyla bir bütün olarak, manasını tamamlar.   Bazen kuranın bir ucundaki ayeti tam ve kusursuz kavrayabilmek için dieğer ucundaki başka bir konudaki ayeti de bilmek gerekebilir. Bu yüzden hedefimiz Kuranın bütününü kavramaya ve tekrar tekrar her ayeti o bütünlükle uyum içerisinde idrak etmeye çalışmak olmalıdır.

3-Kur’an alıştığımız sistematik dilde bir eser değil, edebi bir kitaptır. Okumaya alışkın olduğumuz kitapların özelliği, satır aralarında anlam gizleyecek zenginlikte olmaması, bir kere okuduktan sonra tekrar okumaya nadiren ihtiyaç göstermesi ve çağı geçince de sönüp gitmesidir. Kuranın ise eşsiz bir anlam zenginliği, harflerine, kelimelerinin dizilişine kadar şaşırtıcı şekillerde sinmiş durumdadır. Bu yüzden sadece belli bir eğitim düzeyindeki kişiler birer defa değil, her asrın farklı eğitim düzeyindeki insanları ömür boyunca bitmeyen bir merakla okumaktadır.  Kur’an mecazları, benzetmeleri, Arap edebiyatının şaheseri diyeceğimiz muhteşem sanatları içeren şiirden öte, taklit edilemez bir sanatlı sözler manzumesidir. Bu nedenle kusursuz çevrilemez ve anadili Arapça olanlar da Kur’anı bu gibi nedenlerle kusursuz anlayamazlar. Bir yeri kavrayamadığımızda bu hususu hatırlayalım.

Kuran tüm ayetleriyle bir bütündür.

4- Kurana bir bütün olarak iman etmek, tüm ayetlerinin kıyamete kadar geçerli olduğuna itikat etmek şarttır.  Kuranda çelişki, tutarsızlık olmadığı, Allah’ın sünnetinde, yani şeriatında, ayetlerinde, kanun, ilke ve kurallarında değişme olmadığı ve Kuran’ın Allah’ın korumasında bulunduğu apaçık ayetlerle ifade edilmiştir. Bu konuda korkunç bir yanlış itikatlara yerleşmiştir: Mezheplerde, muhkem hadislerin çelişen ayetlerin hükmünü veya sonradan inen ayetlerin önceden inen bazı ayetlerin hükmünü kaldırdığı itikadı mevcuttur. Bir ayet yanlış yorumlanarak bu kanaat oluşturulmakta ve sonra da beşer aklıyla her alim kendi kafasından hangi ayetle hangi ayetin hükmünün kalktığına hükmedebilmektedir.

Oysa Allah’ın lütfuna eren her akıl, Kuran’da bir ayetin diğerinin hükmünü kaldırdığı bir çelişki olmadığını, bütün ayetlerin birbiriyle tutarlılığının anlaşılabileceğini bilir ve kabul eder. Bu itikada karşılık bir de tarihselcilik var ki, kimi ayetlerin hükümlerini çağına, zamanına bağlı kılmaktadır. Allah’ın elbette ki zamanının Araplarına özel emirleri vardır. Ancak özel veya genel bütün emirleri, şartları ve bağlamlarının getirdiği anlam itibariyle sonsuza dek geçerlidir. Gerçek müminin itikadı bu olmalıdır. Ümmetin asırlardır içinde bocaladığı bu korkunç yanlışa karşı en küçük uyarıya korkunç bir saldırı başlatılmaktadır. Bu yüzden bu  itikat belasından bir maddi bela bizi mecbur bırakmadan çıkabileceğimiz konusunda yüreğim umutsuzdur.

5-Her ayeti her aklın anlayamamasının bir sebebi de Allah’ın dilediği şu takdirdir: Allah ayetleri muhkem ve müteşabih diye ikiye ayırmıştır. (Ali İmran, 7) Muhkem ayetleri her sıradan zihin anlayacağını bildirmiştir.  Allah’ın emir ve yasaklarını ortaya koyan bu ayetler bizim islam ahlakını edinip cennete kavuşmamıza yeterlidir. Fakat müteşabih ayetler, daha derin ilim sahiplerine hitap eden ve bazı hikmetlerle manaların örtüldüğü, farklı manalara gelebilecek, gaibe dair bilgiler veren ayetlerdir. Biz eksik ilmimiz nedeniyle bu ayetlerin hakiki manasını bilmesek de hepsine iman etmişiz.

Bir ilahiyatçı veya cahil bir yazar Kuranın bir müteşabih ayetini topluma anlatmaya çalışırken kendi aklınca bir somutlaştırma yapabilir. Cennet veya cehenneme dair tasvirler hakkında farklı şeyler söyleyebilir. Bu tür derin konuların eğitimini almamış halkın anlayabileceğinden daha derin bir üslupla ulema veya ilimde derinlik arayanlar arasında dolaşması daha makuldür. Bunları ekranlara çıkıp da ateşli şekilde tartışmak doğru bir yol değildir. Görevimiz Kuranı muykem ayetler itibariyle anlamak, yaşamak ve geri kalanı da öğrenmekle birlikte, anlayamasak da kayıtsız şartsız iman etmektir.

6- Kuranı anlamak için çok önemli bir incelik de şudur: Kuranı akıl kendiliğinden anlamaz. Kuranı aklın ne kadar anlayacağını, hikmetlerinin kalbe ne kadar ineceğini, kişinin liyakatine göre ancak Allah takdir eder. Bu yüzden mümin Kurana muhakak temizlenmiş olarak dukanarak ve euzu besmele çekerek Allah’a saygısını ifade etmelidir. Yüreğinde samimi bir tevazu, haşyet, hakikat arzusu ve ilahi sevgi bulunmalıdır.

Benzersiz bir mucize!

Zira Kuranın bir mucize yönü, ayetlerinin müminlerin imanını arttırması ve inkarcıların da küfrünü arttırmasıdır. Bu mucize bir özelliktir ve Allah bu durumu mucize bir üslupla ve ayetlerin beyan şekliyle sağlamıştır. Bu açıdan bir inkarcı herhangi bir ayete küfür penceresinden bakarak alay konusu yapabilir ve kendisini kandırır. Kibirli ve aklına pek güvenen bir mümin de, Kuranda çelişki, anlamsızlık var gibi şeytani bir zanna kapılabilir.  “Biz Kur’ân’ı müminlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır.”(İsra,17/82).

Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?
Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?

7-Son olarak, Arapça öğrenmeli miyiz? Elbette imkanımız var ise niye bekliyoruz  ki? Fakat, dediğim gibi, bu zamandaki teknoloji nedeniyle, Kuranı anlamak için Arapçayı detaylıca öğrenmek şart değildir. Çok sayıda Kuran mealleri bilgisayar ortamında çok sayıda çevirisiyle karşılaştırmalı olarak mevcuttur. Arapça kelimelerin manalarını ve etimolojilerini araştırabileceğimiz veri tabanlarına ulaşabiliyoruz. Zaten esas önemli olan da, tek bir ayetin manasından ziyade ilgili ayetleri bir araya getirerek tümünün anlam bütünlüğü üzerinde düşünmektir. Ki, tarih boyunca bu denli derin tetkiki saniyerek içerisinde yapabilecek bir tekkik fırsatı bilgisayarlar sayesinde ilk kez çağımız müslümanlarına nasip olmuştur.

Kuranı hakkıyla anladık mı müminler olarak?

Şu ayetleri düşünelim: “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır.” (En’am, 159)  “Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın.” (Ali İmran, 103)

Hristiyanlar ve Yahudiler dinlerini farklı farklı yorumladıkları zamanlar içinde yüzlerce mezhebe ayrılmamış mıydı? Aynı felakete karşı Allah’ın bizi uyardığı iki ayeti verdim yukarıda.

Aynı felakete düşmedik mi? Bir bakın ümmetin haline. Bir sürü mezhep, bir sürü tarikat, cemaat ayrımcılık yapıyor. Siyasiler dini siyasete alet ediyor, gücü ele geçiren dini kullanarak gücünü korumaya çalışıyor. Oysa Allah dinini hiç bir tarikatın, cemaatin, mezhebin, siyasi partinin, din veya edvlet adamının güdümüne bırakmamıştır. Allah’ın dini doğrudan Allah ile mümin kulları arasındadır. Din için yapılan kurumsallaşmalar da otoriterleşip dini yönetmek için değil, dine hizmet etmek için çalışırlarsa meşru olurlar.

Biz müminler yüce kitabımızın hükümlerini ya çarpıtarak veya ihmal ederek çiğnedik ve bunun sonucunda birliğimizi bütünlüğümüzü yitirdik. Bizi birbirimize karşı nasıl kullandıklarını görüyorsunuz. Müslüman devletleri birbirlerine karşı savaştırıyorlar. Bir cemaati diğer cemaate kırdırıyorlar. Yalanlarla, fitnelerle, dini tekellerine almakla veya başka yollarla…

Ümmetin parçalanması Kuranı anlamadığımızı gösteriyor!

Kimi asılsız nüzul sebebi iddiasıyla, kimi uydurma hadisle ayetin manası saptırılıyor, kiminin Arapçası veya kiminin Türkçesi bozuk oluyor. Meallerde bir çok hata oluyor bu yüzden… Kimi tefsirlerde de bir sürü israiliyat ve efsane metne katılarak manalar gölgelenmiş.

Kimisi, zamanın bilimine göre Kuranı yorumluyor ve Kuranı bilimsel zannın sınırlarına hapsediyor. Belki o bilimsel veri yanlış veya ileride yanlışlanacak! Kimi sadece din eğitimi almış, akıl, mantık eğitimi yetersiz. Kimi Allah’ın emrettiği doğa ilimlerinden gafil, ezberci ve düşüncesiz din anlayışıyla yetişmiş. Ezberlediği nakillerle ve aklını çalıştırmadan milyonlarca Müslümanı batıl bataklığına sürüklediğinin farkında değil.

İslam tarihine bakıyorsunuz… Nice ulema birbiriyle kavga halinde… Birinin a dediğine öbürü b diyebilmiş ve bugün aynı durum geçerli… Ortadaki samimi müslümanlar da ya hüsnü zan edip hepsine hürmet edelim, aman bir kavga yok diyelim, görmezden gelelim tavrı içerisindeler. Veya bir tarafın fikrine vahiy muamelesi yapıp,  meselelerin özünü anlayamadan cepheye geçiyor. Kimi de taklit ettikleri kişiye takılıp, farklı düşünenleri batıl, sapık ilan edenleri taklit ediyor.

Bugünün eskiden farkı, eskiden halk okuma yazma bilmezdi, bilse okuyacak kitap bulamazdı,  internet yoktu ve milletin tartışmalardan haberi olmazdı. Şimdi herkes görüyor, duyuyor. Bir yıllık tarihin ürettiği ve kimsenin çözmeye cesaret edemediği bu din karmaşası bütün ümmete yayılıyor.

Çareyi interneti yasaklamakla bulacaklarını sanıyorlar. Hayır, böyle yaparak düşmanlarınızı büyütür ve halkınızın imanını perişan edersiniz! Kendinize geliniz, Allah’ın kitabına güveniniz. Allah’tan başkalarına kulluğu bırakıp, mutlak gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak akıl ve ilim yolunu açınız! Halkınızı kişilerin kulu olmaktan çıkarıp, hakkın kulu ve hikmetin hizmetkarı yapınız.

Kuranın manasına sımsıkı sarılalım!

Kuranı anlamak için çalışırken, meallerdeki kimi mantık hataları ve çelişkiler beni Kur’anı doğrudan araştırmaya ittiğinde, ortada çok ciddi bir Türkçe sorunu bulunduğunu fark ettim. Bu yüzden de manasından şüphelendiğim ayetin hemen orjinaline, kaynağına inmeyi ve farklı yorumları çalışarak gerçek anlamı bulmayı ve buna göre meal vermeyi bir yöntem edindim. Bir miktar Arapça dersi aldım.

Kuran çalışmak yeryüzünde mümkün olabilecek en yüce ilme çalışmaktır. Hiç bir ilim müminin, Rabbim bize ne emrediyor diyerek Kuranı çalışmasından daha sevaplı olamaz.

Fakat unutmamalı ki bu bir yolculuktur. Kuranı Kerimin tamamını baştan sona anlayarak okumadan ve hatta mümkünse bir kaç kez düşüne düşüne okumadan, artık okuduğum her ayetin manasını doğru anlayabilirim zannına kapılmasın kimse… Böyle bir ilim derinliği edinmeden Kuran okuyan mesela kumarı, içkiyi, faizi ve hatta zinayı bile meşru zannedebilir.

En önemlisi ise Kuranı yaşamaktır.

Kuranı anlamak için çabalarsak ne olacak? Anladıktan sonra yaşamazsak vah halimize! Kuran bir roman değildir, yegane sonsuz kurtuluş rehberidir ve Kuran ancak, yoluna uyanları kurtarır. Hedefimiz hayatımızı Rabbimizin buyruklarına göre düzenlemek olmalıdır. Faiz haramdır dediyse, Allah’ın emrettiği ineği kesmemek için bin dereden su getiren Yahudiler gibi, faize bulaşmayı meşrulaştırmaya çalışmayalım. Yüreğimiz Rabbimizden yana atsın. Allah’ın şöyle buyurduğunu anladıysak, bıçak gibi kesilsin herşey, kayıtsız şartsız boyun eğelim.

Özetle, Kuranı anlamak için,

  • Bütün müminler Kur’anın manasını anlama yarışına girelim.
  • Kuran mealini abdestle, besmeleyle, tam teslimiyetle doktora çalışır gibi çalışalım.
  • Anlamadığımız derin manaları Rabbimizden öğrenmeyi dileyelim.
  • Az da olsa Arapça dilini ve Kuran kelimelerini öğrenmeye başlayalım.
  • Alimlerin ilgili kitaplarını mutlak teslimiyetle değil, eleştirel ve karşılaştırmalı okuyalım.
  • Birden çok meal ile eş zamanlı çalışabiliriz. (Bkz. Kuranmeali.com)
  • Kuran ayetleri dışındaki hiç bir veri hakkında kesin ve kapalı olmayalım.
  • Yüreklerimiz Rabbimizden sıklıkla ilim ve hikmet dilesin.
  • Azıcık bir kibrin, peşin hükmün dahi ilmin kapısını kapayabileceğini unutmayalım.

Kuran-ı Kerim ilimsiz müminlerin kurtulmasına yetecek kadar açık, fakat ulemanın keşfetmekle bitiremeyecekleri kadar derin ve gizemli ilim kaynağı bir yüce Nur’dur. Allah yüreklerimizi bu mübarek Nur’un derinliği ile zenginleştirsin. Bu nuru bize hissettirsin ve bu nurdan nasibimizi arttırsın. Muhammed Bozdağ